>

hatıra defteri

Mektubumun postacısı(yım)💫🎈💌./
Öze, söze, gönle dokunmak üzere hatırımdan sizlere..


Ask me anything   Submit

Z’AMAN VE ZAM’AN

İnsanlarla olan münasebetim ‘insanlar’ diyerek konuşmaya başlamamla son ve buldu.

Umulan ile bulunan arasındaki farkın karesini bulmam beni bir dâhi yapmadı.

Farkındalığın yalnızlıkla olan akrabalığını keşfettiğimden beri teklik başımda duman.

Ve bilinç diye ince bir çizgi var deyişimin bini bulması. çizgi içinde kaybolmam. kahrolmam
olmam
solmam
aman.

Zaman ve zaman

İnsan

Tuhaf varlık

Z’aman aman’ları içeriyor, bir de güzel vefa gösteriyor da

İns’an an’lardan oluşuyor ama okkalı cefayı da çektiriyor.

Sevgili şeyhimli cümleler kurmak geliyor içimden

Ve hatırlanmak geliyor hatırlatmadan kendini
içimden

Biz belli olunca herkes farkeder zaten.

İç sıkışsa bir yerde, âh nerde
Bilmem kimlerin ego dediği ki bence enaniyettir kendisi
izin vermiyor gizlemeye içi.

Ben bildirince kendimi, beni bilmenin ne önemi var

Bildirmeden bilinmek istemek de nefsin sesi mi
Allahım?

Sen bir hazinesin Allahım bilinmek istedin
Sen bildirdin kendini yazık ki biz ona rağmen
bilmiyoruz seni.

İnsanın insana gösterdiği ilgiyi kimse sana göstermiyor(um) Allah-ım

Hazine deyince kimsenin aklına kitap gelmiyor, kime şikayet edeyim peki
Paradan nefret ediyorum ama hayallerim hiç fakir değil onu ne yapacağız sahi

Çelişki çelişki büyüyen bir yenilgi var mıdır Allahım

Çelişkilere tamah etmem, mucizeye inanırım
Bedir’e üç bin melek gönderen Rab’den
Sureti insan bir meleği istesem
Çok görmez,
değil mi Allah-ım
?

Rüzgardan payıma mastar halinde üz biraz da gar kalıyor da
İnsandan payımıza ne kalıyor
Sanırım hiçbir sey

Belki san-mak
İnsan olabilmeyi öylesine bir şey sanmak

Yahut an-mak
Belki de anlarımız
Tüm hayatı etkisi altına alacak anları anı diye biriktirmek
Anları anarken sahici yaşamı kaçırmak
İnsan mı
Âh ki âh
İnsan olabilmek
Kalbe işlenen, bir zor zanaat.

Anlaşılmamaya olan zaafım, zarflara sığmaz ve ben bir toz bulutuna sığmam
Ama ruhum, bir küçük kasabaya ve dinen yağmurun topraktaki izdüşümüne sığınır.

Sığmak ve sığ(ın)mak 
Arasında kalmak
Anmak
Zarflara pul olmak
Ah ve mak

Zarfsız mektupların yalnızlığıyla öperim avuçlarından
Ve dinmiş yağmurun huzuruyla koklarım toprağını 
Toprak dediysem bir ton açığı, saçlarını 
Ve ben bir küçük bedenim
Ve avuçlarım küçük gelir dünya denen ağırlığı taşımaya
Ama dar gelmez: avuç avuç biriktirmek ve saklamak içimde biraz papatya 

Hatta seyreylemek için iri bile gözlerim
Gelecek için ‘posta kutusu’ diyor, Ergülen
Ve hayallere de ‘mektup açacağı’
Benim gözlerim bir mektup açacağı ve gözlerim bir hayalin elimizde olan tek kaynağı 
Bak ve kur 
Dal ve çöz
Haydi.

Anlaşılmamaya olan zaafım, zarflara sığmaz ve ben bir toz bulutuna sığmam
Ama ruhum, bir küçük kasabaya ve dinen yağmurun topraktaki izdüşümüne sığınır.

Sığmak ve sığ(ın)mak
Arasında kalmak
Anmak
Zarflara pul olmak
Ah ve mak

Zarfsız mektupların yalnızlığıyla öperim avuçlarından
Ve dinmiş yağmurun huzuruyla koklarım toprağını
Toprak dediysem bir ton açığı, saçlarını
Ve ben bir küçük bedenim
Ve avuçlarım küçük gelir dünya denen ağırlığı taşımaya
Ama dar gelmez: avuç avuç biriktirmek ve saklamak içimde biraz papatya

Hatta seyreylemek için iri bile gözlerim
Gelecek için ‘posta kutusu’ diyor, Ergülen
Ve hayallere de ‘mektup açacağı’
Benim gözlerim bir mektup açacağı ve gözlerim bir hayalin elimizde olan tek kaynağı
Bak ve kur
Dal ve çöz
Haydi.

"İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım
Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım”

Turgut Uyar/ Göğe Bakma Durağı

"İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım”

Turgut Uyar/ Göğe Bakma Durağı

BEN/DENİZ(İ)

Mesafeler’den bahsi açıp
Bir sandalın köşesine kurban gitmelik
Denizin sırrına söz olmalık
Elaleme lafı
Ele sazı
Aleme sözü
Umursamayıp
Sanmaya kıyamayıp
An’lara doymamayı borç bilirim
Teşekkür ederim.

Mesafe mefhumunun merhum oluşuna şahitlik edip Allah’tan rahmet dilerim
Ve derim:
Feri gitmiş mesafeden payıma
Okyanuslar kalmıyor efendim

Kaçıp bırakmalar zindan
Kalıp seyretmeler mezar
Secdeye varmalar mizan

Bilmem kaç tane dili en güzel demek mânâsızmış/
Allah’a ses etmeyi bilmeyince.
Ve akılsızmış insan/
her gün içinde kopan fırtınayı duymazdan gelince.

Çalgısı uzun
Algısı kısa
Ömrü heba

Beş tane vaktin içinde yine nakiti gördü, insan.
Âh Hüdâ.
Durdum.
Ses ettim.

-Ey Yunus
Seni iki tane yüzlüğe denk gören yüzsüzlere
haykırıyor musun yerinden?
Dedim.
-Güvercinin hapsi artık
Kağıtla örülmüş kafesten.
Esarete kurban gittim.

Çünkü artık nakite sıkışmış insanlar hislerini bozduruyorlar
Ve artık kıymetin bile kıymeti yok.
Her gün Yunus’u harcıyorlar ve her gün kıymeti tekrar ve tekrar bozduruyorlar.

Ses dağa çarpınca
Yankısı denizi yakarmış.
Ben/denizi(nde) ‘ben’ diyerek yak(ın)mış.

Kalbin sesini nefsin sesiyle karıştırma Allahım.

Sandal fikri/
İklim rengi/
Allah zikri.

Benim bu içim, bir çiçekçi görünce.

Ve sepetine gönlümün sığdığı bisiklete seslenince.

Ve dalıp gidince:

salıncak ipinin kıvrımı.

Ve sol gözünün kirpiğinin kıvrımı.
Bir güzel şiiri yazılası.

Şiiri şuurdan alıkoyan 
Ama en güzel şiiri yazılan
Kıvrıldıkça uzayan
Gönül kelimesinin içini 
İçime dolduran
Bir sızıdır. Âh.

Fecre doğru yol alan
Erken doğum sancısı gibi gönlüm.

Benim bu içim, bir çiçekçi görünce.

Ve sepetine gönlümün sığdığı bisiklete seslenince.

Ve dalıp gidince:

salıncak ipinin kıvrımı.

Ve sol gözünün kirpiğinin kıvrımı.
Bir güzel şiiri yazılası.

Şiiri şuurdan alıkoyan
Ama en güzel şiiri yazılan
Kıvrıldıkça uzayan
Gönül kelimesinin içini
İçime dolduran
Bir sızıdır. Âh.

Fecre doğru yol alan
Erken doğum sancısı gibi gönlüm.

"Sevgili Dost,
Sonunda posta kutusuna bir mektup geldi. Soruyor: Korkmak çaresizlikten mi?”

"Sevgili Dost,
Sonunda posta kutusuna bir mektup geldi. Soruyor: Korkmak çaresizlikten mi?”

Özlemek fiilinden bayraklar yapalım
Kumdan kalelerimize asalım.

ben ki
Belki bir tek özlem kelimesinden korkmam
Kalan tüm kelimelerin içini dolduramam.
Bilirim.

Allahım bir özlem, özlem ki devamı aitlik hissini kaybetmeye varıyor.
Zamanlarla anlaşılamıyor
Çağlar çığ gibi büyüyor.
Birkaç satır defalarca tekrarlanıyor
Şemail ezberleniyor.
Hayal gücü sadece O’nda kitleniyor.
Kuruluyor kuruluyor ama görülemiyor.
Ve

Bir özlem ki
İyi ki

Gözde tütüyor
Burun çınlıyor
Kulak arıyor
Hisler yitiriliyor
Eşik geçiliyor
Bir rüya görülemiyor

Konuşunca anlaşacağın
Anlaşmadan susacağın
O’na susayacağın vakitler
özleniyor

Ve bilirim
Görmeden sevmek fıtrattan geliyor
Ve ben dizinizin dibinde ağladığımı hayal ederim.

Siz’in ağladığınızı hayal ederim
Edemem.
Derim, damlanız deryam olsaydı da
Boğulsaydım Efendim

Hayal ederim, hayalimde hep beyazsınız.
Sen hayal kelimesi:
Taif’ten beri durmadan kanayansın.
O eller kırılıp, yansın.

Efendim, derim.
Şiire şiir yazıl(a)maz -mış.
Mânâya mânâ yüklen(e)mez -miş.

Ve
İnsan sevme hissini israf etmemeli -imiş.
ben bu hakkımı Siz’de kullansam
Ve karşılıksız
Ve ıssız
Ve sonsuz.

İnsan kıskanma hissini de israf etmemeli -imiş.
ben özür dilerim Efendim
Çünkü ben Hz. Aişe’yi çok kı…
Özür dilerim Efendim.

Hep beraber uzun ömürler
şükürler
mübarekler Efendim.

-An’a sığan zaman/
Zaman’a sığan mekan:
hep Efendimiz.

*Rebiul-evvel 12

GÜNEŞ DOĞDU

*Akıllı telefonların insanları akılsızlaştırması şöyle dursun
Birkaç iyi yanı da yok değil.

Güneş Vaktine 30 Dakika Kaldı:

Ve ben düşünüyorum
Ki ben bu aralar çok düşünüyorum
Düşündükçe üzülüyor üzüldükçe dua ediyor ettikçe buluyor buldukça sarılıyorum
Ben Allah’a çok güzel sarılıyorum.

Ben vakitlerdir azalıyorum azaldıkça birikiyorum.
Beklemek ağrısı filan.
Allahım diyorum.
Ne güzel ismin var.
‘Olmayana da çok şükür’ derken aslında şükretmemin sebebi;
olması için sana göz kırpıyor gibi yapmam,
Gibi yapmam, gibi yapmam biliyorum.
Ve ben sana çok güzel göz kırpıyorum.
Ve sen içimi öyle dolduruyorsun ki
İçim, içimle başım hâlâ belada
Ve bu bambaşka bir şey
Beklemek ağrısı filan.

Güneş Vaktine 20 Dakika Kaldı:
Ben birkaç vakittir
Vakittir birkaç
Birkaç kelam edebilmek için
İçin kelâm
İçim bela
Ve ben baştan aşağı
Allah’a sığınan kız.
Yahu ben iştahı kaçacak kız mıydım
diyor içten bir sesim
Ve ben mide bulantıları
Ve ben martı
Ve ben ocak

Ben bir ikindi uykusu
Sonu kerâhate kaçmış.

Ve ben sana evvelden beri seslenirim
Âh
Bayım
Artık diyemiyorum
yabancı kalıyor artık

Ah canevim
Bak.
Ah iç’erim

Sıfatına mânâ yüklemek
Bu kadar zor olmasaydı
Ve beklenen olsaydı
Ve güneş doğsaydı
Ve biz
Diye bir şey olsaydı
Ben baştan aşağı his
Baştan aşağı tevekkül
Baştan aşağı sen
Baş aşağı olmasaydım
Başım bu denli dik olur muydu

Ve canevim
Bu sana, biten sonbahara
Niyet edilen ilkbahara
Ve gelemeyen vuslata

Giden sarı yapraklara
Yeryüzünden benim yüzüme
Topraktan beyaza
Ve papatyadan taca

GÜNEŞ DOĞDU:
peki sen doğacak mısın

Başı, yılın başından daha kalabalık olanlara:

İNCİ DAKİKALARI

Sen bana yeni yılsın her dakika
Her dakika bir yaşıma daha giriyorum

Sen benim üstüne titrediğim güzel ve yeni
Saatim kadar saadetimin gözbebeği zamansın
Ben bin parçaya bölündüm her parçasında
Her parçasındayım kırkayak sesli boğuk arkadaşlığın
Çalkantısız Üniversitenin yalnızlığın ve ağlamanın
Erkek ağlar mı diyeceksin
Hayberin kapısı ağlar mı erkek ağlar mı
Ben yel gibi erkekler ağlar diyorum
Bir dakika ağlar yılbaşı dakikasında
Daha gözlerimin gerçek yaşları belirmeden
Ağlamak diye bir şey yoktur diye bir şey
Yüzme bilmeyen bir uyurgezer yüzer ya
Çürük ve havada asılı tahtalar üstünde
Hafif kedi ayaklarıyla yürür gerçekten yürür ya
Sen benim ağlamamı erkeklığıme
Uyanan ölmeyen yenilenen
Azgın kışlar içinde keskin baharlar bulan
Seni bulan yeniden bulan tekrar tekrar bulan erkekliğime say

Bütün bir yıl bütün bir yaşama boyu
Gizli heybelere binbir gece eşyası doldurduğuma say

Ben otomobilleri böylesine yankısız sağır komam
Öyle bir isyan şiiri var ki ben onu yakalayacağım
Bu yunan şehrinin düzenini öper ve yalvarırım
Şehrin ölümünü yanlış anlama
Gözleri kör oldu doğrudur ama o kadar
Ve şehrin gözlerini geri verme dakikalarıdır bu yılgın çanlar

Senin odan günışığı en güzel müzik bana
Farklılıklar odası
Giden tren buharları içinde örümcek ağı
Sen güzel örümcek ağı yaşamakla yaşamamak
Doğduğumuz şüpheyle öldüğümüz şüphe arasına gerilmiş
Garip bulut farklı müzik güzel örümcek ağı

Ben bir yabancı buğunun kokusunu alıyorum
Bu kokuyu alıyorsam onulmaz kıskançlık yaramdandır
Benim garipliğime bakma benim kıskançlığıma bakma benim
İncilerin ilk gerçek ve yeni yorumunu bulur gibi oluyorum
Bu inciler denizlerin en karanlık noktalarında bile yoktur
Benim ak ve kara kayalar içinde bulduğum inciler
Bu inciler sen olmasan bende bile yoktur
Oldukları yerde bile”

-Karakoçlardan Sezai

Bilirsin, yazılmadıkça bitmeyen şeyler biriktirir kadınlar.”
Tezer’in Özlü sözü, içerime, âh.

-Ve vallahi biriktirirler.

Ve en içerden, bitmeyen, kanayan, özleyen, bilinmeyen.

Cümle tamamlan(a)maz gece.
Ve hiçbir hayal hayalde kalmaz.
Mevsimlerden gece.
Ben sesleri karışmış bin hece.
En derine
Gelmişe ve de geçmişe
Yazılmış bir günce.

Âh, içerim.
diyorum gerisini diyemiyorum.

içerim put değil
Ben hisim
Ve hevesim
‘İncinmek’ naifliğine kapılıp ‘kırılmak’ bile uzakken bana

ibrahim
gönlümü put sanıp kıran kim

-Ve vallahi bilmiyorum.

Tanınmayana edilen dua nazarımda 
En naif şeydi
Ve bilmediğine, uykundan uyanıp Allah ile haber yollamak en güzeliydi.

Ben bir rüyanın hayalinde, kuruldum
En onulmaz günde, bulundum
Deli köşemde, durduruldum
Duruldum.

Ve dendi:

"Serin bir rüyanın hatırınadır 
çektiğim dünya ağrısı.”

-ve vallahi dinmiyor.

Ağrı geçti
Kaldı sızısı

Kapı çaldı
Gelecek misin, içeri
Âh, içerim.